
Ateş bir gün su’yu görmüş yüce dağların ardında
Sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Yüreğindeki duruluğa
Demiş ki su’ya :
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateş’in gözlerindeki sıcaklığa
“Al..” demiş ; “Yüreğim sana armağan.”
Sarılmış Ateş’le Su birbirlerine
Sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla Su, buhar olmaya
Ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de,
Yüreğindeki kederi de
Alıp gitmiş uzak diyarlara Su...
Ateş kızmış, Ateş yakmış ormanları.
Aramış Su’yu diyarlar boyu,
Günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, Su’ya varmış yolu
Bakmış, o duru gözlerine suyun
Biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
Aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını...
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş Su’dan,
Su Ateş’ten kaçar olmuş...
Ateş’in yüreğini sadece Su,
Su’yun yüreğini
Sadece Ateş alır olmuş...
|
• 2007-11-21 18:27:31 - mrh